

Geçtiğimiz hafta önce Galatasaray'ın, ertesi gün de Fenerbahçe'nin UEFA Şampiyonlar Ligi maçlarını izledik.
Sistemlerini oturtmuş dünya kulüpleri karşısında sahada çaresizce boyun bükerken, modern futbolun fersah fersah gerisinde kaldığımız gerçeğine şahitlik ettik.
Üzüldük…
***
"Günün adamı olmaya çalışma, hakikatin adamı olmaya çalış. Çünkü gün değişir, hakikat değişmez." Anlayanlar için Hz. Mevlana'nın bu sözü ne güzel, değil mi?
Bizler yıllardır skora göre yön değiştiren rüzgârların, yani günün peşinde koşuyoruz. Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi veya Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı yenmesi ile her şeyi güllük gülistanlık zannedip züğürt tesellisi ile kendimizi avutuyoruz.
Ama…
Üst düzey şampiyonalara katıldığımız zaman ise acı gerçeklerle yüzleşiyoruz. Oysa değişmeyen acı bir hakikat var: Türk futbolu uluslararası arenada hak ettiği yere bir türlü gelemiyor.
***
Aslında bu hakikatin teşhisi yeni konmuş da değildi. Herkes neyin ne olduğunu gayet iyi biliyordu.
Eski Beşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic de 2015 yılında Türkiye gerçeğini, "Türkiye'de temel problem şu: Bilgili olanların yetkisi yok, yetkisi olanların da bilgisi yok." diyerek yüzümüze vurmuştu.
Aradan koca bir on yıl geçti, değişen hiçbir şey olmadı. Alanyaspor'un başında olan Pereira ise 17 Eylül 2025'te, "Türkiye’de harika kulüpler, harika şartlar var. Türkiye’nin şartları Portekiz’den daha iyi. Ancak Portekiz takımları Şampiyonlar Ligi'nde daha fazla.
Neden?" diye soruyordu.
Cevap: Yönetici vizyonsuzluğu ve liyakat eksikliği idi. Bu bilinmesine rağmen gün kurtarılıyordu.
***
Avrupa kulüpleri kurmuş oldukları sistem üzerine genç yetenekleri ya yetiştiriyorlar ya da genç yetenekleri keşfedip dünya futboluna milyarlık ihracatlar yapıyorlar. Bizim ülkemizdeki kulüplerin ise böyle bir derdi yok.
Taraftarın gazını alacak 30 yaş üstü şöhretleri alıyor, servetler döküyorlar, borç üstüne borç yapıyorlar ve sadece günü kurtarıyorlar, o kadar. Avrupa'ya çıkınca da hakikatle karşılaşıyorlar.
Kısacası; sistem yok, kurumsal hafıza yok, uzun vadeli plan yok.
Ama…
Yetkiyi elinde tutan, futboldan ve yönetmekten anlamayan; koltuğa oturduğu anda ise her şeyi bilen, anlayan yöneticiler çok.
***
Avrupa ile Türkiye'yi karşılaştıracak olursak onlar kadar mükemmel tesislerimiz, sahalarımız, futbol sevdalısı yetenekli çocuklarımız, kısacası her şeyimiz var. Fakat onlar ile kendimizi kıyaslayamayacak bir tek eksiğimiz var, o da: Oturtulamayan bir sistem ve de bu kaynakların içini doğru futbol aklı ile dolduramayan, doğru yönetemeyen yönetim anlayışı…
***
O zaman ya Avrupa'dan profesyonel yönetici ithal edeceğiz ya da en tepeden en aşağıya kadar koltukta oturanların yöneticilik anlayışını tepeden tırnağa değiştireceğiz.
Bu zihniyetle devam edersek biz daha çok ekim akşamlarında Avrupa'dan boynu bükük döner ve "Unutulmaz bu acı / Dertli dertli çal kemancı" şarkısını dinlemeye daha çok devam ederiz.
Ne demişti Hz. Mevlana: "Günün adamı olmaya çalışma..."
Muharrem Demirel
15 Ekim 2026