


Ne oynattığı futbolundan keyif; ne de futbol dilinden feyz almışlığım var.
Bir zamanlar Boluspor Teknik Direktörü Yalçın Koşukavak’a bir türlü kanım ısınmamıştı.
2024 yılının bir Ağus’tosunda Yalçın Hoca; tosun cümleler kurmuş, Bolu Şehrini, Boluspor Yönetimini ve Teknik Direktörünü adeta refüze etmişti.
Nitekim!
Yalçın Koşukavak!
Futbolunu, iletişimini, üslubunu beğenmediğim birkaç futbol adamından biridir.
Onun futbol illüzyonunu umuramayan sayılı kişilerden biriyim.
Nitekim!
Onun hem futbola, hem de hayata dair üslubunu net olarak ortaya koymuştu.
Hemen ardından Gençlerbirliği karşılaşması sonrası Serhat Gülpınar Hoca da!
Cevap olsun, torba dolsun mukabilinde...
Kurduğu cümlenin ardından tüm ülke hocayı konuşmaya başlamış iyi mi!
Futbol yok.
Taktik yok.
Duran top organizasyonu yok.
Hoca meşhur olmanın, anılmanın, sosyal medyada boy boy görünmenin taktiğini bulmuş.
Futboldan çok magazin mevzularda anılmaya alışkın hâl Muğla’da da zuhur etmiş.
Muğlaspor bünyesindeki futbolcular, teknik heyet, aileler ve basın mensuplarının katılımıyla Akyaka'da tanışma ve kaynaşma amacıyla düzenlenen kahvaltı programında...
İşte futbolun yeni taktik anlayışı!
4-4-2 değil.
4-2-3-1 hiç değil.
Kısır, altın ve kadın gazeteci üçgeni!
Doğrusu hiç yadırgamadım ama yakıştıramadım demem.
O benim işim değil.
O Hocanın işi…
Yakışmadığını düşünüyor ise özür dileyecek.
Ama özür ağızdan çıkıncaya kadar “atı alan Üsküdar’ı” çoktan geçmiş olacak.
Geçmiş olsun.
Çünkü bazı sözler vardır; söylendiği masada kalmaz.
Hele karşınızda mesleğini yapmak üzere oraya gelmiş kadın gazeteciler varsa…
Sözün şekeri ağızda erir ama bıraktığı tortu kalır.
Bizim geleneğimizde kadının yeri başkadır.
Hele hele..
Antik Çağ’dan bu yana Muğla’da kadın, salt bir cinsiyet değil, hayatın kendisidir.
Karia’dan Likya’ya, bu topraklarda kadın olmak, soyun taşıyıcısı, toprağın emekçisi, evin direği, meydanın sesi, meselenin ta kendisidir.
Zeytinlikte kadını görürsün, bademde, tütünde…
Serada sabah ezanından önce o vardır.
Pazarda tezgâhın başında, düğünde davulun ardında o vardır.
Sadece evde değil, hayatın her cephesindedir.
Muğlalı bir şeyi güzelleştirmek istedi mi başına “gadın” koyar.
Muğla’da kadın; “Gadın Allahım”… “Gadın Moolam”… “Gadın gızım” olarak anılır.
O diil de!
Kadını yalnızca mutfakla, kısır tabağıyla, altın günüyle tarif etmek; kadına haksızlık olduğu kadar bizim kadim kültürümüze de haksızlıktır.
Yalçın Hoca rahat ve zeki bir adam.
Kaz gelecek yerden tavuk esirgemez.
Topu rakibe verir; ama geçiş futbolu ile gol yapmaya çalışır.
Defansta durur; bi yolunu bulur golünü atar.
Bu da öyle olmuştur diye düşünmeden edemiyorum.
Yalçın Koşukavak;
Kadın gazeteciler üzerinden golünü atmış, sosyal medyada primini yapmış, sonuca ulaşmıştır.
Lâkin...
Her gol tabelaya yazılmaz.
Bazısı insanın kendi hanesine yazılır.
Ve bazı gollerin tekrarını izlediğinizde sevinen tarafın rakip olduğunu görürsünüz.
Çok talihsiz, çok büyük gaf ve çok büyük ayıp...
Bunun özürle mözürle kolayca telafisi olmaz.
Çünkü mizah yukarıdan aşağıya kurulunca mizah olmaktan çıkar.
Hele hele mesleğini yapmak için karşınızda oturan kadın gazetecilerin mesleki kimliklerini görmeyip onları mutfak ve “gün” klişesinin içine sıkıştırıyorsanız, yapılan esprinin kahkahasından önce düşüncesine bakmak gerekir.
Koşukavak’ın ve Muğla yönetiminin bu vahim olay karşısında “espri” diyerek meseleyi hafifletmesini kabul etmek asla mümkün olmamalı.
Muğla;
Kadının sosyal yaşamda güçlü biçimde var olduğu şehirlerimizden biri.
Muğla,
Kadın taraftar tribünü olan bir şehir.
Dolayısıyla Yalçın Bey’in kadın gazetecileri meslekleri yerine “kısır” ve “altın günü” üzerinden tanımlayan bu yaklaşımı, bu cinsiyetçi bakış açısı, hafızalarımızı zorlamaya devam edecektir.
Sözlerinin profesyonel bir futbol takımını yöneten bir kimliğin ağzından çıkması kabul edilemez bir durumdur.
Ben;
Çünkü kadın gazeteci, “kadın olduğu için gazeteci” değildir.
Gazetecidir.
Ve gerektiğinde öyle bir soru sorar ki...
Ne kısır yetişir imdada,
Ne altın kurtarır günü!
Kadın kimliğine atılmış bu talihsiz golün VAR’dan dönmesi mümkün değildir.
Şimdi kendisine düşen; meydanda yaptığı bu ayıbı yine meydanda, basın mensuplarının önünde telafi ederek önce kadın gazetecilerden, sonra da Türk kadınlarından özür dilemektir.
Hem de amasız...
Fakatsız...






