VAR Kİ UĞRAŞIYORUZ!

Nedret Yıldız

20/10/2019
20
EKİ
2019


Takımın hazırlanmak için milli arada kendini dışa kapattığını gördük. Evet, “dışa kapanmak içe açılmaktır, az insan, az eşya” der düşünürün biri. Doğrudur da. İçe açılmak, neden-niçinleri düşünmek, sebeplerini bulmaya çalışmak...Bu arada da dışarıdan etkilenmemek için oraya bakan pencereleri sıkı sıkıya kapatmak. 
Sezon ortası mecburi kamp durumu, hocanın şikayetçi olduğu sportif bireysel yeterliliğinin sporcular arasında ki sayısının arttırılması hamlesi gibi görülebilir. Ancak ondan daha önemli olan bir şey daha vardır ki sporcuların beraber vakit geçirmeleri, baş başa kalmaları. Böylelikle birbirlerini iyileştirir, motive ederler. Kamp kararı bu anlamda hem doğru hem de kaçınılmazdı. 
...
Hatırlarsınız; geçmişteki yazılarımda hep şundan  endişelendik, hazır olmayan takımın, hazır olduğunda yapabilecekleri varken, onları sahaya yansıtamamasının sonucu ve bu sonucun getirdiği psikolojik sorunlar. 
Gol atamama endişesi ve sonunda kaybetme korkusu...
Bu kaygılarla, istenen oyunu bir türlü sahaya yansıtamaması...
Acaba öyle miydik? 
Bizde bir şeyler vardı da hazırlık zamanı eksikliğinden ya da seçilen teknik heyet yetersizliğinden mi bu durumdaydık?
Belki de milli ara, bu sorulara cevap bulmak adına, bizim için 
herkesten çok daha önemliydi.
... 
Bu hislerle takip ettik maçı. Her  iki takımda bulunduğu benzer durum yüzünden, verilen milli arada, hem sportif hem de mental yükleme yapılmış halleriyle karşı karşıya geldiler. İlk dakikalarda,  güçlü oldukları yönleri çıkartarak birbirlerine karşı üstünlük sağlamaya çalıştılar. Rakibin hem bu anlamda silahlarının daha fazla olması hem de deplasmanda olmasının rakibe oranla kendisine vermiş olduğu kredi, ilk dakikalarda daha rahat ve daha iyi görünmesine sebep verdi. Buna rağmen zaman zaman, özellikle ilk yarının son bölümünde takımımızın üstünlük sağlaması ikinci yarının sinyali gibiydi.  Bahsettiğim takımın üstündeki korku yavaş yavaş özgüvene dönüşüyordu. 
...
Dedim ya merak ettiğimiz iki şey vardı; biri milli arada sportif yeterliliğin Osman Hoca tarafından ne ölçüde halledildiği, diğeri psikolojik olarak takımın nasıl hazırlandığı. Aslında bunlara;  benim çokta merak ettiğim, agresif kişiliğiyle tanıdığımız hocanın bulunulan seviyeyi nasıl kaldıracağını da eklemek gerekir.
...
Birincisinde takımın, yani takım olma ve fiziki yeterlilik yolunda biraz daha ilerlediğini gördük. Ancak ondan daha önemli olan psikolojik performansın aynı derecede ilerleme kaydetmiş olmasıydı. Yeterli hazırlığın yapılamaması ve “ne yapsan kapasite bu” seçeneklerinden doğru olanın en azından bu maç sonunda birincisi olduğunu gördük. Takım sahip olduğu kalite nedeniyle aldığı sonuçlar ve bu sonuçların üstlerine getirdiği psikolojik yük arasında gidip geldiği sarmalda kıvranırken,  bundan kurtulup ilk galibiyeti bir de taraftar baskısı yediği kendi sahasında alması sevindirici oldu.
Benim merak ettiğim Hocanın performansı ise beklediğimin tersine oldu ve kendisi sakin kalıp sadece takımını yönetmeye çalıştı. 
...
Açıkça ben bu karşılaşmada üç puan umarken, bunun olma olasılığını da çok üst seviyede tutmuyordum. Düşündüğüm iyi ki gerçekleşmedi. Kimyada bir kural vardır; “hiç bir şey; vardan yok, yoktan var olmaz”
Olmayan bir şeye istediğin kadar kapıları kapat, istediğin kadar kamp yap, istediğin kadar psikolojik, sportif yükleme yap; yok ki var olsun derken...
Özellikle Melih, Mustafa Durak, Hayrullah, Bilal ve Poepon başta olmak üzere tüm takımı hem sportif hem de psikolojik hazırlayarak sahaya süren Osman Hoca; “ o kadar da uzun boylu değil, var ki bir şeyler uğraşıyoruz” cevabını veriverdi.
Devamını diler, emeği geçenleri tebrik ederim.
Çok ihtiyacımız vardı. 
N.Y.

Yazarın diğer yazıları